Nedir bir eseri klasik yapan
Bir eserin ortaya konuş tarihinden yıllar sonra bile hala takip ediliyor halde olması yani bir klasiğe dönüşmesi ilk olarak; tarzının ve içeriğinin beğenilmesi ile ardından da tazeliğini koruyabilmesi için zamandan ve mekândan münezzeh oluşuyla alakalıdır. Tarz ve içeriğin beğenilmesindeki kıstaslar belli başlı birkaç nokta da ele alınabilse de bu konu belli kalıplar dâhilinde anlatılamayacak kadar geniştir. Asıl olarak okuyucunun içinde kendinden bir şeyler bulduğu ve ait olduğu dilin güzel kullanıldığı her eser bu barajı aşmış sayılabilir. Eserin klasiğe dönüşmesi ise bundan sonraki süreçtir. Klasik olmak demek illa ki muasırlarının en güzeli demek olmadığı gibi her güzel eserin de ortaya çıktıktan yıllar sonra hâlâ hatırlanıyor olması gerekmez. Yani aynı zamanda ortaya konulan iki eserden biri çağını diğeri de daha sonraki zamanları etkilemiş olabilir. Eserin ortaya konuş tarihinden sonra kendisini unutturabilecek kadar vakit geçtiği halde hala hatırlanabiliyor olması biraz da insanoğlunun hafıza sistemine uygunluğu ile alakalıdır. Aşırı şekilde unutmaya meyilli olan insan hafızası nesneleri hatırlayabilmek için onları etraflarındaki olaylarla irtibatlandırır. Mesela yeni tanıştığımız bir arkadaşı zihnimizde kaydediş şeklimiz direk olarak isim soy isim şeklinde değil ‘filancanın tanıştırdığı arkadaş’ ya da ‘filan yerde beraber oturduğumuz kırmızı kazaklı’ tarzındadır. Bir eserin bu kriterlere uygunluğu ise eserin tarzına göre değişik şekillerde ifade edilebilir. Batının roman dediği Meriç’in şişirilmiş hikâye diye ifade ettiği uzun süreli olayları konu alan eserlerin bütün olarak toplumun aklında kalması pek mümkün değildir. Bu tarz eserler daha çok kahraman ya da kahramanlarıyla özdeşleştirilerek hatırlanırlar. ‘Leyla’ya âşık olan Mecnun’un hikâyesi’ ya da ‘Hamlet’in hüzünlü aşkı’ gibi. Shakspeare’in ve Fuzuli’nin bunlardan başka birçok eserleri olduğu halde niçin diğerlerinin değil de bunların tüm toplum tarafından bilindiğinin şüphesiz ki tek değil ama bir nedeni de budur. Bu açıdan bakıldığında bu tarzdaki klasiklerin zaten genel olarak kahramanlarıyla özdeşleştirilebilen ve kahramanlarının da aşk gibi toplumun en fazla hemhal olduğu bir duygu ile anılan eserler olduğunu görürüz. Bu tarzın bir başka versiyonu olarak daha kısa bir zaman dilimini kapsayan hikâyeler ise hatırlanmaya en uygun türdür. Türlerin tamamını kapsayan zamandan ve mekândan münezzeh olma kavramının içerikle alakasına dair sormamız gereken soru ise: ‘ele alınan konunun yıllar sonra hala insanlar için bir şeyler ifade ediyor olup olmayacağıdır. Burada ayırt edilmesi gereken ince bir noktayı bir örnekle açıklarsak: ortaçağda yazılmış kılıç bileme sanatına dair olan bir eser bu yönüyle klasik değildir çünkü artık kılıç bilemek insanların çok da önemsediği bir şey değil. Ama ortaçağda yazılmış kılıçlarla insanların birbirini öldürdüğünü anlatan eser bir klasik olabilir çünkü şu anda insanlar bunun için kılıç kullanıyor olmasalar da hala birbirlerini öldürüyorlar. Bir eser ortaya koymak zor, bir klasik ortaya ise koymaksa bedeli ağır olan bir iştir. Ortaya koyduğu eserin klasik olmasını isteyen sanatçı en başından anlaşılamamayı kabullenmiş değilse bunu başarabilmesi pek de mümkün değildir. Bu klasiklerin hiçbirinin kendi çağlarında kabullenilmeyeceği anlamına gelmez. Ama bu niyette olan bir sanatçının ilk önce bırakması gereken şeyler popülist yaklaşımlar ve kolay kazanma hırsıdır.
|
Yorum eklemek İçin Tıklayın